Anne olmanın en hayal edilen taraflarından biride biricik bebeğinizi yatağına yatırır ve masal okuyarak onu uyutursunuz. Her annenin hayalidir bu. Masallarla büyütürüz çocuklarımızı. İlkokul çağına geldiğimizde ilk okuduğumuz kitaplarda masal kitaplarıdır. Annelerimizden dinlediğimiz ve ezberlediğimiz masallar bir kez daha çıkar karşımıza. Alışkanlıklarımız burada da kendini gösterir ve hep aynı masallar dönüp durur. Yediden yetmişe Türkiye ‘ de yaşayan herkez aynı masalları bilir ha bir cümle fazla ha bir cümle eksik.
Kırmızı başlıklı kız, Pamuk prenses, Sindirella, Rapunzel… Hepsi farklı farklı kazınmıştır hafızalarımıza. Kırmızı başlıklı kızda ninesine yemek götürmeye çalışan bir küçük kız vardır. Bir kurtta masalın başından sonuna kadar bu küçük şirin kızımızı yiyebilmek için izler durur. Peki küçük bir çocuğa anlatılan bu masalda bir kurt bu kadar acımazsız anlatılırken büyüdüğünde nasıl hayvan sevgisi olmasını bekliyoruz ki? Ay kurt kızı yedi yiyecek deyip çocuğun kalbini hızlandırıp korkuturken okul çağına gelince ”aman evladım hayvanları sev zarar verme”.
Pamuk prenses te ise yine küçük prensesimiz üvey anne tarafından öldürülmemek için kaçar durur, ve o üvey anne cadının tekidir.Kızcağız kaçarda kaçar taki bir prensle evlenene kadar. Yani üvey anneden kaçıp kendini küçük yaşta kocasının kucağında bulur.Rapunzelde buna benzer. Oradada üvey anne kızını bir kuleye hapseder ve orada büyütür.
Sindirella ‘ da üvey anne kardeşler inanılmayacak kadar kötüdür. Küçük hizmetçi kız birgün olup bir prensle evlenir. Evet sadece masallarda yaşanan durumlar. Ama oturup düşünmek gerekir. Biz çocuklarımızı neler anlatarak büyütüyoruz ve nasıl bireyler olmalarını bekliyoruz. Birileri bu masallara bir dur diyecek mi merak ediyorum. Oturup yeni baştan masallar yazılmalı ve çocuğu nasıl şekillendirmek istiyorsak ona göre mesajlar içermeli.
.
Hepimiz bu diziye aşinayız. Bu dizide olmasa bile yıllar önce Hülya Avşar’ dan aynı konulu filmi bayıla bayıla izledik. Dizi sanırım bir yıl önce oynamaya başladı. Tutan dizilerde olduğu gibi bunda da uzatmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Fatmagül’ ün suçu ne? Dizide masum Fatmagül tecavüze uğrar ve tecavüzcülerinden biriyle evlenir. Fatmagül masum şirin , gözü açılmamış köylü güzeli.Herkez Fatmagül’ ün yaşadığı trajik olay yüzünden Fatmagül’ ün yanında. Halka anlatılmak istenen mesaj bu tarz olaylarda kadınlarımızın kızlarımızın seslerini duyurabilmesi.Peki ama Fatmagül’ ün gerçekten suçu ne? Bunun üzerine konuşulmuyor, gidilmiyor. Fatmagül masum köylü kızı. Hayatla tanışmamış. Peki Fatmagül gecenin dördünde beşinde köyün en ücra köşesinde ne yapıyor. Ailesi bu saatte çıkmasına neden karışmıyor. Bu ne rahatlık. Evet çıkamaz mı tabi ki çıkabilirdi ama gerçekler bu kadar ortada olmasaydı.Yanlış mesaj olmasın. Kadınların da erkekler kadar hür olmasını tabiki isterim. Ama gerçekler var. Hayatın gerçekleri. Ruh sağlığına dikkat etmeyen bir toplum olmaktan çıkamadık. İçimizde neleri besliyoruz nasıl bir ruh halindeyiz bilinmez. İmkanlarda ona göre bu toplumda. Sen gecenin bir yarısı uçuşan eteklerle dağda bayırda salınırsan kafası alkolden bulanmış , belkide içinde vahşi kişiliğini geliştirmiş insanlarında sana saldırması kaçınılmaz. Herşeyin başı eğitim. Ailede veya okulda verilen eğitim yeterli olsaydı birçok kadında bu durumda biraz daha dikkatli biraz daha temkinli oldurdu.
İngiltere’ de gece 24 ‘ te parkta tacize uğrayan bir genç kız dava açmış. Hakim tacizden hafif, ama gece yarısı İngiltere’ de bir genç kızın yürüme özgürlüğünü aldığı için ağır ceza vermiş. Bu kısa geçmiş zamanda okuduğum bir olay. Avrupa daha medeni olduğu halde kızlar gece 24 te tacize uğruyorsa , Türkiye’ de Fatmagül’ ün bir köyde deniz kenarında gecenin bir yarısında tecavüze uğraması da çok şaşılacak bir olay değil.
Tekrar söylemekte fayda görüyorum ki kızların dışarıya çıkmasına, özgürlüklerine laf söylemiyorum. Keşek Türkiye buna hazır olsa , medeni bir toplum olsakta kadın istediği saatte istediği yerde gezebilse. İstanbul’ da olmamıza rağmen gece sokağa çıkmak hem kadını hem erkeği korkutur.İçimizdeki ruhsal hastalar nerdedir? nasıl yaşarlar? hastalıkları ne zaman ortaya çıkar bilinmez…
Evet modern çağa girdiğimizden bu yana bilgisayar ve internette heryere girdi. Bilgisayar, masa üstü, diz üstü derken şimdi telefon ve psplerde bile internet var. Devlet işleri dahil olmak üzere birçok işimizi internetten hallettiğimiz için artık pc’siz internetsiz ev hemen hemen yok gibi. Birçok alışkanlığımız internetle birlikte yok olmaya başladı. Eskiden öğretmenler ödev verdiğinde kütüphanelere koşar kitapları ansiklopedileri karıştırır ve ödevi tamamlamaya çalışırdık. Gazeteler kuponlarla ansiklopediler verir, herkez kupon sevdasına gazete alır takip ederdi. Şimdi herşey öylesine değişti ki, kimse gazete almıyor. İnterneti açtığınız zaman hangi gazeteyi isterseniz rahatlıkla okuyabiliyorsunuz. Okullarda öğretmenler direkt inetrnetten ödev veriyor. Evinde çamaşır bulaşık makinası olmayan bir ailenin evinde internet var. Hastalık gibi bizi ele geçirmiş durumda. Çocukların internet bağımlılığı ise çok daha fazla. Oyun siteleri sosyal paylaşım siteleri derken sabah gözlerini internetle açıp gece internetle kapatıyorlar. Örnekleri bende var. Şimdi yarıyıl tatilindeyiz diye tatilin verdiği selbestlikle onları izlerken bu bağımlılıklarını daha çok farkedebiliyorum. Sabah kalktıklarında biri masa üstüne biri dizüstünde. Biraz sesimi yükseltip pc karşısından koparabilirsemde cepten internet devam ediyor. İnternettten de facebook… Arkadaşları , yorumlar hayatlarını tamamen ele geçirmiş durumda. Kendi içlerinde geliştirdikleri kısaltmalar. Ebebeyn olarak takip etmeye çalışıyorum. Ama takip edemeyen ailelerin olduğu kanısındayım. Büyük oğlum 16 yaşında. Lise 2 de okuyor. Aklı başında bir çocuk olmasına rağmen ergenliğin verdiği sorunlarımız oluyor. Geçenlerde facebook ta kendisinden bir alt sınıftaki bir kızın çırılçıplak fotolarını yayınlamışlar.14-15 yaşındaki bir kız çocuğu neden çırılçıplak fotografını böyle bir sitede paylaşır. İçim dolup taşıyor endişeden. Ailesini düşünüyorum. Annesinin haberi var mıdır? Babasının haberi var mıdır? diye. Eminim yoktur.Ve eminim bu kız çocuğu bu fotograflarla ileride nasıl bir sorunla karşılaşacağının farkında bile değildir.Amaç nedir? Dikkat çekmek mi yoksa ne kadar rahat olduğunu ıspatlamak mı yoksa yeni gençlik bu mu? Modernlik bir yere kadar. Her duyguyu yavaş yavaş kaybediyoruz. Modern çocuklar yetiştireceğiz diye çocuklarımızı bambaşka hallere çekiyoruz. Ne müslüman bir ülkenin evlatları nede modern avrupa çocukarı.Bambaşkalar. Facebook… Bu kendini bilmez gençlikte en büyük hastalık. Amaç arkadaşalarını bulup kopmamak olmasına rağmen şuan ne aşamada ve maksatla kullanılıyor. Gazeteleri takip ediyorum. Hergün farklı bir şehirde farklı farklı kızlarla bir facebook tanışması sonucu tecavüz. Facebook… Amaç ne idi gençlerle nereye gidiyor. Gençlerde değil artık biz yetişkinlerde bile bir bağımlılık gelişmeye başladı.Hergün face’i bir kez açıp kim ne demiş diye kontrol etme gereği duyuyoruz. Facebook… Bazen bakıyorum bir arkadaşım düğün davetiyesini yayınlamış. Bazen doğum haberleri ve bebeğin ilk fotoları oradan yayınlanıyor.Facebook gerçekten bizi ele geçirmiş durumda.
Dışarıda çisil çisil kar yağıyor. Keskin bir soğukla birlikte İstanbul’da bugün beyaz örtüsünü üzerine çekti. Belediye herzamandan farklı olarak tedbirlerini almış durumda. Yollar açık ama ne zamana kadar devam eder buda tartışılır. Her yer bembeyaz. İnsanın evden dışarı çıkıp o soğukla yüzleşesi gelmiyor. Onun yerine bir fincan kahveyle cam kenarına oturup dışarıyı seyretmek daha cazip geliyor insana. Ve bende bu cazip düşünce ile elime kahve fincanımı alıp pencereden dışarıyı seyerdiyorum. İstanbul’da yollar açık olsada herşey yavaşlamış durumda. Yolu izliyorum. Evin manzarası o kadar müsait ki uzaklara kadar izleyebiliyorum. Şöförler korkmuş olmalı ki yavaş yavaş ilerliyor.Arabaların hepsi beyaz şapka giymiş sanki. Ağaçlar kara kucak açmış ve karla o kadar bütünleşmiş ki dallarını aşağıya aşağıya sarkıtmış durumda.Marmara denizi sakin, dalgasız. Gemiler hava nedeniyle oldukları yerde demirlemiş. Dışarıda işi olupta çıkmak zorunda kalanlarda vahim durumda.Üstlerinde tonlarca kıyafet var. Soğukla sadece yüzler karşılaşıyor ve onlarda kıpkırmızı. İstanbul’da kar var. Yüksek gökdelenler, hava kirliliği bu kez engel olamadı karın yağmasına. Kış tüm acımasızlığı ile şehrimizde. Mümkün oldukça evden çıkmamak gerekiyor. Bol bol film izlenebilir, yada alıp kahve fincanını pencere kenarında kitap okumak keyif verebilir.Keyfini çıkartmak lazım…
Malzemeler;
1 büyük demet semizotu
200 gr süzme yoğurt
100 gr normal yoğurt
2 diş dövülmüş sarımsak
4 çorba kaşığı zeytinyağı
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber
Tuz
Yapılışı;
Semizotlarını bol su ile yıkayarak uç dalları ile yaprakları birbirinden ayırarak ayıklayın.Kağıthavlu yardımı ile semizotlarını kurutun.
Derin bir kapta süzme yoğurdu normal yoğurdu ve dövülmüş sarımsakları iyice çırpın. Semizotlarını ilave ederek iyice karışıtırın. Sıvı yağı bir tavada kızartarak kırmızı toz biberi ilave edin. 5 dakika dinlendirdikten sonra semizotunun üzerine gezdirin.Ve soğuk servis yapın.Afiyet olsun.
Malzemeler;
1 adet bütün tavuk
Defne yaprağı, maydonoz, kekik dalı, pırasa ve kereviz sapından oluşan bir demet yeşillik
Tane karabiber
Yarım su bardağı zeytinyağı
10 dilim tost ekmeği
1 su bardağı süt
1 su bardağı tavuk suyu
1 su bardağı ceviz içi
1 çay kaşığı kırmızı toz biber
1 çay kaşığı beyaz biber
5 bardak su
Tuz
Yapılışı;
Tavuğu beş bardak su, tane karabiber ve yeşillik demeti ile birlikte bir tencere koyun ve etleri ayrılana kadar iyice haşlayın.Tavuğu sudan çıkartıp süzün. Kemiklerinden ayırın. Sütü kaynatın. Çekilmiş ceviz içi, zeytinyağı ve tavukarı ekleyip iyice karıştırın. İçine tavuk suyunu da ekleyip ocağa tekrar koyun ve kaynatın.Ekmekleri iyice ufalayıp bu karışıma ekleyin. Mezenin lezzetini arttırmak için kızartılmış toz biberi soğuduktan sonra üstüne gezdirip servis yapın. Afiyet olsun.
Malzemeler;
2 adet iri domates
2 adet kuru soğan
Yarım demet maydanoz
2 çorba kaşığı acı biber salçası
1 çorba kaşığı domates salçası
2 adet acı sivri biber
2 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
2 diş sarımsak
2 çorba kaşığı limon suyu
1 çorba kaşığı elma sirkesi
1 çorba kaşığı nar ekşisi
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber
Tuz
Yapılışı;
Domatesleri soyun. Küp küp doğrayın.Soğanları temizleyip soyun,Maydonozların yaprakları teker teker dallarından ayırın. Sivri biberlerin çekirdeklerini çıkartın. Sarımsakları da temizleyip ezin. Mlazemelrin hepsini bir kaba alarak blender yardımı ile püre oluncaya kadar karıştırın.Karışım suyunu bırakacaktır. Bir tülbent yardımı ile fazla olan suyu süzün. Ezmeyi oval bir kaba alarak üzerine maydonoz yaprakları ile süsleme yapın. Afiyet olsun.
Malzemeler;
250 gr asma yaprağı
Çeyrek su bardağı zeytinyağı
4/3 su bardağı pirinç
Yarım su bardağı doğranmış dereotu
6 adet taze soğan
1 çorba kaşığı kuru nane
1.5 su bardağı su
2 büyük baş kuru soğan
1 çorba kaşığı limon suyu
Bir tutam tuz
Yapılışı;
Dolma için yaprak seçerken en küçüklerinden seçmek gerekir. Yaprakları bol soğuk su yıkayıp 1 saat sıcak suda bekletmek gerekir. İlk önce harcımızı hazırlamak için teflon tavaya zeytin yağını döküp ince ince doğranmış soğanları eklememiz gerekiyor. soğanlar yumuşayıncaya kadar kavrulacak. Sonra tavayı ocaktan alarak pirinç, dereotu, nane, doğranmış taze soğanları ekleyerek iyice karıştırın.Tuzu ilave edin.
Dolmayı yapacağınız tencere içine 5-6 tane yaprağı iyice açarak zemini kapatacak şekilde serin. Yaprağı düz bir zeminde damarları üste gelecek şekilde serin. Hazırladığınız karışımdan 3 çay kaşığı kadar yaprağın üstüne alarak yaprağın iki kenarını kapatarak sigara böreği yapar gibi rulo haline getirin. Tüm yaprakları itina ile tencereye yerleştirin. Üstüne zeytinyağı gezdirerek suyu ilave edin.Yaprakların bozulmaması için üzerine bir tabağı ters kapatın. Su kaynayana kadar yüksek ısıda, su kaynadıktan sonra ısıyı düşürerek kısık ateşte45 dakika kadar pişirin. Afiyet olsun.
İnsülin hormonu eksikliği veya buna eşlik eden insülin direnci nedeni ile ortaya çıkan Kan şekerinin yükselmesidir. İnsülin pankreastaki beta hücrelerinden salgılanan bir hormondur. Ve bu hormon vücuttaprotein ve yağların kullanımında ,uygun koşullarda depolanmasında da görevlidir. Şekerin vücuda girmesini sağlayan hormon insülindir.Bu hormon olmadığında, gerekli kadar olmadığı, yeterli derece de etkili olmadığı durumlarda şeker organların içine giremez, kullanılamaz ve kanda yükselir.
En sık görülen belirtisi ağız kurluğu, çok sık su içme, halsizlik yorgunluk ve hareket kısıtlığıdır. Kna şekeri değeri yani glukoz kanda bakıldığı zaman açken değeri 100 ün altında olmalıdır. Ancak 126 ya kadar normal sayılır. 126 nın üzerinde çıkan bir değerdede hasta hemen şeker hastası olarak değerlendirilmez. Bu testin tekrarlanması ve aynı seyretmesi durumunda da hastaya daha farklı testler uygulanması gerekmektedir.
Tiroid, böbrek üstü, pankreas, sindirim sistemi hastalıkları, kanserler şeker hastalığını tetikleyebilir. Ailede şeker hastası varsa olasılık yüksektir.Sadece annesi şeker hastası olan birinin hastalanma oranı %20. Sadece babası şeker hastası olan birinin hastalanması %20, hem annesi hem babası şeker hastası olan birisinin şeker hastası olma olasılığı %40 dır.
Aileden birinci dereceden akrabalarda şeker hastalığı olmasında kişinin düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Ayrıca hipertansiyonu olanlar, koletrolü olanlar, hareketsiz bir yaşam sürenler mutlaka şekerlerini takip altına almalıdır.İlaçlarda tetikleyebilir. Özellikle kortizon kullananlarda kortizon alındığı sürelerde hastaya insülin vermek gerekir.Bunun sebebi diyabet hastası olmasın diyedir.
Kalp krizi şekeri sever. Şeker hastalığı kontrol altına alınmdığı zaman damar sertliği , kalp krizi, felç rizki önemli oranda artar. Hastanın mutlaka kontrol altına alınması gerekir.
Beyin sapındaki hastalıklar veya yumuşak dudağın sarkık,küçük dilin kıvrımlı, uzun olması boyundaki yağ dokusunun fazlalığı nedeni ile üst solunum yollarının daralması sonucu uyku sırasında nefessiz kalmaya uyku apnesi denir. Ve kesinlikle doktora başvurulması gereken bir hastalıktır.Doktorlar nedeni genellikle kilo fazlalığı veya küçük dilin uzunluğu olarak düşünsede araştırılması gerekir.
Doktora gittiğiniz zaman doktor sizi mutlaka bir uyku merkezinde sabaha kadar izleyerek teşhisi koymak ister. Vücütlarının çeşitli yerlerine sensörler bağlanarak hasta izlenir. Uyku labratuarı izlenen bu verileri inceleyerek solunum apnesinin süresini, sayısını, kalp ritmindeki değişiklikleri ve bunların uykuyu nasıl etkilediğini raporlar.
Uyku apnesi erkeklerde kadınlara olaranla daha fazla görülür. Yaş ilerledikçede bu oranlar aynı oranda yükselir. Horlayan insanlarda uyku apnesinin mutlaka değerlendirilmesi ve takip edilmesi gerekir. Uyku apnesi uyku kalitesini düşürür.
Hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Tedavide yutak düzeyinde dokuların gerilmesi ve hava yolunun genişletilmesine yönelik cerrahi müdahaleler yapılır. Bunun dışında horlamayı kesen ve basınçlı hava veren cihazlar kullanılır.